Bizi takip edin:

[RSS] [Facebook] [YouTube]

Balalarınıza, Çağalarınıza, Uşaklarınıza Sahip Çıkın, Boşverin Çocukları!

Son düzenlenme tarihi: 2018-08-11

Çocuklar, ne denli mühimdir yaşamımızda ve toplumumuzda. Geleceğin açarıdır onlar. İyi beslensinler, düzgün gelişsinler, kendilerini kurtarsınlar, vatana, millete hayırlı evlat olsunlar diye üzerlerine titremez miyiz? Bir de övüne övüne “Çocuğum” deriz. Oysa sözcüğün tarihlik gelişimini bilsek ar duyar, tövbe ederdik. Tabiri caizse “kınalı kuzularımıza” nasıl kıydık da bu sözü söyledik diye dövünürdük.

Gelin bu sözün tarihini hep birlikte inceleyip hep birlikte dövünelim ve kınalı kuzularımıza hak ettikleri itibarlarını iade edelim.

Çocuk sözü ilk kez Kaşgarlı Mahmudun 1070 tarihli o meşhur eseri; Divanü Lügat-it Türk adlı ansiklopedik sözlük eserinde çoçuk, çoçak, çoçka biçimleri ile geçiyor. Divanda bu sözlerin anlamı “domuz yavrusu/yavru domuz” olarak belirtiliyor. Aynı divanda insan yavrusu/yavru insan anlamında bala, çağa sözlerinin kullanımda olduğunu da okuyabiliyoruz.

1300’lü yıllara ait ünlü Türkçe-Latince/Almanca sözlük Codex Cumanicus’da ise Divanü Lügat-it Türk’te rastladığımız sözcüklerin Çocuk/Çoçka biçimlerinde varlığını sürdürdüğünü ve yine aynı anlamda “domuz yavrusu/yavru domuz” olduğunu görüyoruz. Codex Cumanicusda da insan yavrusu/yavru insan anlamında bala, çağa sözlerinin kullanımda olduğunu da okuyoruz.

Günümüze döndüğümüzde Türkçemiz dışındaki çağdaş Türk dillerine şöyle bir bakınca aynı sözleri yine “domuz yavrusu/yavru domuz” biçiminde bulmamız sizi şaşırtmasın.

Türk Dillerinde sözün şekli nesilden nesile ve bölgeden bölgeye değişmiş görünse de anlamca sabit olduğu görülüyor. En eski kaynaklardan bu güne bizim dışımızda bütün Türk dillerinde çocuk sözünün tek bir anlamı var: “domuz yavrusu/yavru domuz” Bu açık bir gerçek.

Peki, ne oldu da biz zavallı Anadolu Türkleri kendi öz yavrularına pek aşağılık bir söz ile “domuz yavrusu/yavru domuz” der olduk, öz yavrularımıza nasıl bu sözü layık gördük ve benimsedik? Bu hala dilbilimlik yanıt verilmemiş bir soru, elimizdeki kaynaklar bu konuda net bir yanıt vermiyor. Ancak, rivayet halinde bir açıklama var ve akla oldukça yatkın, onu size aktarayım ve hali pür melalimizi hep beraber göz önünde canlandıralım:

Türklerin Anadoluya girdiği 1071 sonrasında 1100’lü yıllarda Anadolunun Hristiyan ahalisi yeni yeni Anadoluya göçen Türk nüfustan rahatsızdır. Ancak askeri ve siyasi güç olarak Türklere karşı koyamayışın ve Türk egemenliğine girişin ezilmişliğini ağır biçimde duymaktadır. İslam kültüründe domuzun aşağılık yerini bilen Hristiyan ahali gelen ve içlerine yerleşen Müslüman Türk çocuklarını Türk dilinde aşağılamak gibi bir davranış geliştirir. Türk nüfusu görece az ama etkindir. Hristiyanlar Türk yavrularını aşağılamak amacıyla onlara Türk dilinde domuz yavrusu anlamında çocuk diye seslenirler.

“Domuz yavrusu” aşağıya, “yavru domuz” yukarıya anlamında bu çocuk sözü Gayri Müslimlerin ağzında sakız olur. Türkler buna karşı çıkmış ise de anlaşılan o devirlerde henüz Anadoluda tam oturmayan Türk nüfus bununla başa çıkamamıştır.

1250’li yıllarda İran’ın Moğollarca İstilası bizim tarihimizde pek bahsedilmese de Anadoluya sayıca kabarık bir Fars göçüne neden olmuştur. Resmi tarihimiz genelde Moğol İstilası ile Anadoluya gelen Türkmenlerden bahseder ama siyasi sosyolojik nedenlerle Fars göçünden bahsetmez. Gerçi bu Farslar daha sonra Anadoludaki Türk nüfusu arasında hızla erimiştir ama esası itibariyle bu konumuzun dışındadır.

İran Moğollarca işgal edilince Anadoluya gelen Farslar, Moğol devri bitince geri dönmemiş ve Anadoluya yerleşmiştir. Selçukluda devlet kademesinde muteber yer tutan Farslar Anadolunun dini ve kültürel yaşamını da ele geçirmişlerdir. Bu dini ele geçirişin en büyük temsilcisi Belhli bir Tacik (Sünni Fars) olan Mevlana Celaleddin Rumi’nin döneme vurduğu damgadır.

Mevlana bu Fars din adamlarından sadece biridir. Kendisi gibi onbinlerce Fars Mollası Anadolu sathına yayılmış ve Türk medreselerinde Türk çocuklarına din dersi vermek üzere istihdam edilmiş ve Türklerin Farslar İslamı Türklerden önce kabul etti diye Farslara sempati duyması nedeniyle büyük saygı görmüşlerdir.

Ancak kendilerine gösterilen saygı karşısında dahi memnun olmayan ve Farsları Türklerden üstün gören bu Fars Mollaları da Anadolu Hristiyanlarının geleneğini sürdürmüş ve Türk yavrularına Türk dilinde aşağılama amaçlı olarak “domuz yavrusu/ yavru domuz” anlamlarında “çocuk” demişlerdir. Din büyüğü, alim, şeyh muhabbeti ile Anadoludaki Türkmen Fars Mollalarına da ses çıkarmamış, çıkaramamıştır.

Üstelik Emir Timur’un İran ve Anadoluya akınları sırasında (1400’lü yıllar) Anadoluya ulaşan Fars Mollalarının sayısı bir daha artış kaydetmiştir. Hal böyle olunca bir yandan Hristiyan komşusu, bir yandan medresenin Fars âlimi Türk yavrularına “domuz yavrusu” anlamında Türkçe “çocuk” diye seslenir hale gelmiştir. Bu böyle kaç yüzyıl boyunca sürmüştür, bilen yok.

Türklerin Anadoluda çoğunluğu ele almaya başladığı 1500-1600’lü yıllar Osmanlı Devletinin en şaşalı yıllarıdır ancak bu devirlerde devlet resmi ideolojisinin ümmetçiliğin doruklarına taşınması ve Türke karşı Türk-i bi idrak (Akılsız Türk) tavrının geliştirildiği yıllardır aynı zamanda…

Bu yıllarda Anadolu Türkçesinde çocuk sözü bütün Anadolu sathında insan yavrusu anlamında görülmeye başlar. Özellikle Anadoludaki Türklerde umumi anlamda domuz yetiştiriciliği de olmadığı için, Türk çocuk sözünün “domuz yavrusu/yavru domuz” anlamına geldiğini de unutmaya başlar. Bu nedenle çocuk sözü Anadolu Türkü arasında insan yavrusu anlamında hızla yayılır.

Çocuk 1700’lü yıllarda Anadoluda insan yavrusu anlamında kullanılan “bala”, “çağa”, “gödek”, “uşak” gibi sözlerin yerini almaya ve bala, çağa, gödek, uşak sözlerini unutturmaya başlar. Bala, çağa, uşak, gödek sözleri kıyıda, köşede, Anadolunun ücra ya da taşra bölgelerinde yerel ağızlarda yaşamaya devam etse de “domuz yavrusu/yavru domuz” anlamındaki çocuk egemenliğini ilan eder.

Bundan sonrasında söylenecek pek fazla söz yoktur, hal budur. Yavrularımıza Türk düşmanı Rumlar, Ermeniler ve Fars Mollaları gibi “domuz yavrusu/yavru domuz” demeye devam edecek miyiz? Yoksa, yavrularımıza itibarlarını iade edip diğer Türk dillerinde olduğu gibi BALA, ÇAĞA, UŞAK mı diyeceğiz? Asıl mesele budur!


Yazan: Nadir Hikmet Kuleli
Tarih: 21 Haziran 2012